Merhaba   Giriş  Üye Ol Şifremi Unuttum  
          

   
Ana Sayfa
Biyografi
Şiir
Kitaplar
Söyleşiler
Kültür Sanat
Köşe Yazıları
Künye
Ziyaretçi Defteri
Modernler düşünür mü?/ Ali Bulaç - 03.02.2010

İnsanın kaderi, varoluş sorunları, hayatın anlamı üzerinde düşünüp gelecekte insanı bekleyen felaketleri bugünden haber verenler ise hiçbir şeyin yolunda gitmediğini söylüyorlar. Kuşkusuz bu kişiler hâlâ azınlıkta, fakat hiçbiri felaket tellalı değil. Ancak gündelik hayatın sarmaşık gibi insanı sarıp uyuşturduğu bu duyarsız ortamda, bunlar, seslerini kalabalıklara ulaştırmakta büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. Her zaman çoğunluğun az sayıdaki seçkin insana kulak kabartmadığını göz önüne aldığımızda bunu doğal karşılamak lazım. 

Pekiyi, temeldeki sorun nedir? Farklı bilim dallarında uzmanlaşmış bilim adamları, akademisyenler, teknokrat, bürokrat ve politikacılar farklı şeyler söylüyorlar. Beşeriyet ortak bir dil kuramıyor. Babil kulesi insanları gibi her kafadan bir ses çıkıyor. Böylesine hayati ve artık ertelenemez bir sorun, her gündeme gelişinde yeni bir Babil faciası yaşanıyor. Herkesin dili birbirinden ayrı. Mevlana’nın dediklerinden hayli uzaktayız. Eskiden insanlar farklı kelimeler kullanarak aynı şeyleri söylemeye çalışıyorlardı. Araplar “ınıp”, Türkler “üzüm” der, kelimeler farklı, maksud aynı. Bugünse öyle değil. Hikmetten koptuğu günden beri filozoflar zihni mekanik spekülasyonlardan öteye geçemiyorlar. Batı’da entelektüel hayat kuruyor, zaman içinde çölleşebilir de. Haklı bir feryadı hâlâ ısrarla sürdürenler ise sadece sanatçılar. Onların da acıyı, krizi dile getirmekten başka ellerinden bir şey gelmiyor. Onlar zindana kapatılmış ve ölmekte olan insanın özgürlüğü üzerine yaralı şarkılar söylüyorlar. 

Sorunu çıplaklığıyla ortaya koyabilecek tek mümkün yol kalmıştır. O da dünyada Tanrısız, ötesiz (ahretin inkârı) ve yol göstericisiz (risaletin inkârı) yaşamaya kalkışırken, dünyada sıkışıp kalan insanın ezelî varoluşunun anlam ve sırrını hâlâ çözebilecek olan Din’in dilidir. Burada sözünü ettiğimiz, kaynakları bozulmuş, özü değiştirilip modern dünyanın oluşumuna katkıda bulunmuş Yahudilik ve Hıristiyanlık veya artık birer ölü kültür, eski birer hatıra durumundaki kadim Doğu dinleri değil. Hâlâ insanın ruhunda özgürlük ateşini yakan, ona dünya, hayat, varoluş ve ait olunan yer hakkında sahici bir öğreti sunan, zihinler üzerindeki blokajları kaldıran, yüksek ahlaki hayat, adalet ve özgürlük yolunda direnmeye ve başkaldırmaya çağıran son Tevhid dini İslam’dan bahsediyoruz. 

Modern insanın başına gelen en büyük felaketlerden biri zihnen kitlenmiş olmasıdır. Modern insan, kapalı bir sistem içinde, ucu hiçbir yere açılmayan dünyevi/seküler bir daire içinde dönüp durmaktadır. Bu dairenin onu herhangi bir çıkışa götürmesi ihtimali yoktur, doğası gereği mefsedettir, yani fasit dairedir. İslam vahyi, Allah’ın insana seslenmesidir. 

Modern insan bir yere kapatılmış gibi ışıksız, yardımsız ve umutsuz yaşıyor. Bu yere niçin geldiğini bilmiyor. Geçen yüzyılda Albert Camus “dünya anlamsız”, J. Paul Sartre “insan beyhude”dir diyor, Foucault ölümünü ilan ediyordu. Eğer insan gerçekten mümkün değilse, peki kim bu kadere mahkûm etti insanı? Eğer müteal, batın ve öte bir hakikat yoksa, tabii ki insan mümkün değildir ve elbette böylesine bir faraziyeyi fikri ve sosyo-politik sisteminin temeli haline getirmiş bulunan modern insan mümkün değildir; modernler için özgürlük de mümkün değildir. 

Asıl ait olduğu dünyayı arayan, hep yurt hasreti çekip dünyada bir yabancı gibi yaşadığını unutmayan insan mümkündür ve bu, özgür insandır. İslam vahyi bize özgürlüğün sahici ve mümkün yollarını gösterir.

       Geçen iki yüzyılda Descartes, Newton, Adam Smith, Darwin, Durkheim, Comte, Marx, Engels, Freud, Morgan, Pavlov vd. insanın bir yanını alıp öldürüyordu. İnsanı maddi tabiatın bir parçasıymış gibi düşündüler, diğerlerinden derece farkıyla ayrılan bir hayvan türü şeklinde yeniden tanımladılar. İnsana “konuşan hayvan”, “düşünen hayvan”, “siyaset yapan hayvan”, “hayal eden hayvan”, “sosyal hayvan” vb. sıfatları verdiler;  insan sonuçta “hayvan” olmaktan kurtulamadı.

Özgün Duruş

 
 
Yorum Yaz

  
 
 
 05.09.2010 - Hatırlama, unutma ve mübarek günler/ Nazife Şişman
 03.09.2010 - Pakistan´ı duymak/ Bejan Batur
 02.09.2010 - "İnsanım ben..."
 01.09.2010 - Hala´nızın gözlerinden öpün.../ Sibel Eraslan
 30.08.2010 - Gecede ´hayır´ aramak/ Cihan Aktaş
 26.08.2010 - Aşkın cinnet hâli/ Ali Haydar Haksal
 26.08.2010 - Ağaç Altında Dinlenen Yolcu/ Cihan Aktaş
 25.08.2010 - Ay Kasidesi/ Ümmügülsüm Tat
 25.08.2010 - Allah´ın suyu/ Mustafa Kutlu
 24.08.2010 - Taşların kıpırdaması için.../ Yıldız Ramazanoğlu
First
Prev
Sayfa 1 / 42
Next
Last
  
  
 Copyright © 2008 Medkon