Bahar Karları / Bereket Denizi 1 -  Yukio Mişima
Can Yayınları - 16.05.2012

Yazar Yukio Mişima'nın 'Bereket Denizi' adlı dörtlemesinde, duruşmada geçen bir bölüm vardır. Bir cinayet zanlısı, kendini savunmaktadır. Ve bu savunmayı öylesine samimi ve sahici bir dille yapmaktadır ki, izleyenler onunla insanî bir paydada buluşmaktadırlar. Anlatım ilerledikçe okuyucu için kötülük yapmanın, şiddete bulaşmanın altyapısı da belirginleşmeye başlar ve "pekâla olabilir bu, ben de aynı şeyi yapardım" demeye başlarsınız. O kadar ki, başka türlü davranmanız ve o suça iştirak etmemeniz aptalca görünmeye başlar sizin gözünüzde. Üstelik sadece yurtseverlik gibi ideolojik gerekçelerle değil, insanî zaafların kamçılanması gibi gerekçelerle de; yani bütün emareleriyle olumlarsınız o kötülüğün işlenmesini. Bir Japon yazardan örnek verdim ama Rus edebiyatının en usta yazarlarından Avrupa edebiyatçılarına, modern Türkiye yazarlarına dek -özellikle romanlarda- okur olarak hep benzer hissiyatlarla karşılaşırız.
Don Kişot -Yaşanmış Şiir- -  Roger Garaudy
Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları - 10.05.2012

Herkesin kendine örnek aldığı bir modeli vardır. Roger Garaudy kendine üstad olarak Don Kişot’u alıyor. Bunun gerekçesini ise şu sözlerle izah ediyor: “Benim üstadım Don Kişot’tur. Yirmi yaşından itibaren kendime rehber edindim onu. İdealin gerçekten daha doğru olduğuna inanan Don Kişot’u. Hiçbir fırtınanın baş eğdiremediği o kahramanı… Haklı bir davaya inanmışsanız, bedeli ne olursa olsun, onun uğruna sonuna kadar mücadele etmelisiniz. Bu arada her eyleminizin karşısına çıkardığı her yeni durumu da göğüsleyebilmelisiniz. Öylesi durumlarda ne cesaretsizliğe yer vardır artık, ne de mesele üzerinde yeniden düşünmeye. (…) Don Kişot, o Ermiş Şövalye, paranın yeni bir hükümdarlığının doğuşuna kucak açan bir asrın bütün kurumlarıyla, cesaretini ve umudunu kaybetmeksizin habire çarpışır. Öylesi bir asırda, korku ve ayıplanma nedir bilmeden yapılacak böylesi bir âlicenaplıksa, elbette artık sadece alaya alınmakla ve başarısızlıkla sonuçlanabilirdi.”
Çıktım erik dalına-  İsmail Hakka Bursevî
Büyüyen Ay - 07.05.2012

Yunus Emre’nin toplumumuzdaki sarsılmaz yeri olağanüstü derecededir. O kadar ki, bazen farkında bile olmuyoruz bunun. Ne oluyor, bu “iç hayat” kahramanı, bu ruh fırtınalarının derin “Dil’i, bizim rutinimizin ağına düşmüş oluyor! Burada rutin, içimizde cereyan eden Gaflet’i sezdirecek bir kelimedir. Yaa, Şiir ve Gaflet! Yaman çelişki doğrusu: Yedi yüz sene önce yaşamış bu ruh adamı, Anadolu-Türk şiirinin büyük Kurucu-Şairi, ağızlarda sakız olmayı hakketmeyecek kadar hakikî bir şairdir. Yunus Emre’nin her zaman dolaşımda olmasını en çok isteyenlerdeniz. Lirik şiiriyle Abdülhak Hâmid’in hayranlığını kazanmış olan Rıza Tevfik, Tekke şiiri hazinelerinden ateş alan gönlüyle Yunus Emre’ye seslendiği o tiril tiril şiiriyle, 20. yüzyılın ilk neslinden seslenince, onun gibi yüreği kıvılcımlı genç Necip Fazıl, Yunus Emre’deki o tadıldıkça kendini açan İç-Sese vurulacak, daima onunla yaşayacak, ve Yunus’una soracak: Kaç mevsim bekleyim kapında Ayağımda çarık, boynumda kement Beni de piştiğin belâ kabında O kadar kaynat ki buhara benzet
Darbe Günlükleri: Tam Metin İMAJ ve HAKİKAT-  Alper Görmüş
Etkileşim Yayınları - 29.04.2012

Hatırlayalım, 1 Mart tezkeresine giden günlerde "Askerler niye susuyor?" sorusu soruluyordu. Üzerlerine vazife olmayan her şeye karışan askerler, bir savaş kararı verilecekken susuyorlardı! Alttan alta da "Biz anti-Amerikan'cıyız. Amerikancı olan, hükümet. ABD'yle savaşa girmemeliyiz. Irak'a müdahale etmemeliyiz." mesajı yayıyorlardı. Hatta son gün, üst rütbeli bir subay, Fikret Bila'ya bir demeç veriyor, "Tezkere reddedilmeli! Bizim Irak'ta işimiz yok!" diye. MGK'da bütün orgeneraller, sivillerle bir araya gelmeden önce mutat bir şekilde ön toplantı yaparlar. O toplantıda iki karar veriyorlar. Birincisi, Kıbrıs çözümsüz bırakılmalı. İkincisi de ABD'lilerle birlikte Irak'a girmeliyiz. "Bu konuda kesin bir görüş birliği sağladık." diyorlar. Tezkere reddedildikten üç gün sonra Hilmi Özkök "Biz tezkerenin geçmesini istiyorduk." diye demeç verdi. Orada tam bir ikiyüzlülük var. Kıbrıs'ın çözümsüz bırakılması meselesinde de aynı ikiyüzlülük var.
Sınıra Yakın-  Cihan Aktaş
İz Yayıncılık - 26.04.2012

Romanın “kol”, “eksiklik” “kültür” ve “sınır” gibi farklı temalar üzerinden okunabilecek nitelikte olduğunu da belirtmeliyim. Ama ben daha çok “sınır” ve “bellek” meseleleri üzerinden romanı okumayı seçtim. Sınırlara yazgılı bir yazarı okumak için bu iki metaforun oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Bir kitabın adını tayin etmek, olası onlarca seçenek içinden birinde karar kılmak zorlu bir iştir. Bazen bir çırpıda adı konulur kitapların bazen günlerce karar veremediğiniz olur. Ne olursa olsun hiçbir kitap adsız kalmaz sonuçta. Fakat adın metni temsil kabiliyeti çok önemlidir. Bu açıdan bakıldığında Sınıra Yakın adı, romanın hangi meseleleri kurcalama niyetinde olduğunu ortaya koyan niteliğiyle başarılı bir adlandırma bence. Her şeyden önce bu roman, sınır kavramının işaret ettiği yakınlık ve uzaklık meselelerini her yönüyle düşünmeyi mümkün kılan bir yapıya sahip.
Twitter “ak yazı” olabilir mi.../ Cihan Aktaş

Kısıtlı cümle akını twitter formatından somut hayata ancak kısıtlı eylem olarak yansırmış gibi geliyor bana; zihinden geçen düşünce, klavyeye değen parmaklar ve ekrandan akan cümleler arasındaki dikişin teğelleri ille de gevşek, atmaya hazır… Onca “ben varım, buradayım işte” vurgusuyla yükselen ses, sahici bir eyleme kaynak olma ve duyan bir yürekte yerleşme heyecanıyla titreşirken, dolayım zaafı yüzünden ani bir dalgayla uzaklara savrulabilir.
Molla Gürani'ye karşı Google hazretleri/ Akif Emre

Teknoloji gösterisi karşısında alıklaşan Molla Gürani ile tüm fetihlerin bu buluş karşısında adeta boş olduğunu ima eden Fatih'in tavrı üretilmek istenen yeni insan tipinin habercisi. Bilgiye bir parmak dokunuşu kadar yaklaşan, hakikati Google hazretlerine (!) sorarak öğrenen, tüm bilgi ve hikmet bağlantısı internet erişiminden ibaret bir neslin idealize edildiği bir tipoloji ortaya çıkıyor.
Hasan el Benna’nın büyüklüğünün sırrı/ Mustafa Özcan

İslami bir cemaati başarıya götürmek için sadece entelektüel zeka yetmiyor ruhi bir zekanın da olması gerekiyor. Benna bu ruhi zekaya malik iken Hasan Turabi olamamıştır ve Sudan’ın içine yuvarlandığı girdap ve sıkıntıların ve bahtsızlığının temelinde de bu yatmaktadır. Dini seküler kalıplar içinde sunmak çıkmaz bir sokaktır.
Pastalı 19 Mayıs/ Hilal Kaplan

Kemalizm, bir süredir ancak romantik bir ideoloji olarak hayatını sürdürmeye mahkûm. Bu yüzden Kemalistler arasındaki en büyük tartışma başlığı "1923 ruhunu mu, 1968 ruhunu mu diriltsek?"ten öte gidemiyor. Kemalizme tekrar alan açabilmenin tek imkânı, onu halkın özdeşleşebileceği öğelerle süsleyip yeniden dolaşıma sokmaktır.
Hakikatsiz insan, insansız hakikat/ Yusuf Kaplan

Yazı, hayata değmiyorsa; fikir, hayattan beslenmiyor, hayata taze bir ruh üflemiyorsa, sahtedir; sahici değildir. Hayat, ancak kişiyi, Hayy olan Yaratıcı'ya, Yaratıcı'nın hayat lûtfettiği âleme, âlemin ruhu olan insana ulaştırabildiği ölçüde sürdürebilir hayatiyetini ve hakikatini.
Görme Bahçesi: Türkiye'nin Ortak Vicdan Tecrübesi Görme Bahçesi: Türkiye'nin Ortak Vicdan Tecrübesi Yıldız Ramazanoğlu Timaş Yayınları
Yaşanmış Şiir Don Kişot Yaşanmış Şiir Don Kişot Roger Garaudy Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
 Hasan El-Basri'nin Kader Risalesi ve Şerhi Hasan El-Basri'nin Kader Risalesi ve Şerhi Mustafa İslamoğlu Düşün Yayıncılık
İmaj ve Hakikat -Darbe günlüklerinin tam metni- İmaj ve Hakikat -Darbe günlüklerinin tam metni- Alper Görmüş Etkileşim Yayınları
Okuma Yeri, kelamı kalbe taşıyan bir köprü olmak arzusundadır. Kitap yapraklarının hışırtısıyla kalbimizin kapısı sonuna kadar açılır. Kelamın güzelliği çoğaltır kardeşliğimizi. Arayışımız: el ele, gönül gönüle ezeli hikmetin izini sürmek…
Copyright © 2008-2011 OkumaYeri | Künye